|
Şili'deki askeri diktatörlük, burjuva demokrasisinin görece fırsat verdiği altı ay boyunca işçi hareketinin çeşitli
mücadeleler ve sabırlı çabalar sonucu inşa ettiği örgütleri bir ay içerisinde dağıtıp yerle bir etti.
|
|
Büyük işçi örgütleri ve sendikalar yasaklandı. Siyasi, ekonomik, kültürel ve yardım dernekleri; hatta en küçük
dayanışma birlikleri bile dağıtdı. Son yıllarda siyasi arenada ortaya çıkan ve büyük bir gelişme gösteren yoksul
köylü kuruluşları da dağıtılmıştır. Şili toplumunun en yoksul kitlelerinin, en azından en acil ihtiyaçlarını dile
getiren konut sorunları komiteleri ve gıda maddeleri sağlama komiteleri de dağıtılmıştır.
|
|
Bu dağıtma, sadece basit yasalara dayanarak yapılmamıştır; kanlı bir şekilde olmuştur. İşçi örgütleri
çerçevesinde örgütlenmiş bulunan kişiler, sistemli ve vahşi bir şekilde katledildiler. Çevrelerindeki kitleler
terörize edildi.
|
|
Tanklar sadece örgütlü işçi hareketini değil, aynı zamanda parlamenter demokrasiyi de yok ettiler. Parlamenter
demokrasiden
|
|
attığı bombalar sonucunda çatısı çöken Moneda (Meclis binası) kaldı. Bina içerisindekiler zorla kovuldular, Meclisin
kapılarına otomatik silahlar yerleştirildi. Bu silahlı çetelerin kimseye, hatta kendilerini çağıran merkezci ve sağcı
siyasetçilere ihtiyacı yoktu. Orduyu şükranla selamlayıp, ona kurtarıcılığından dolayı minnettar bir el uzatan
Hristiyan Demokrat Partisi (HDP) bile, ordunun acımasız demir eliyle karşılaştı. HDP yöneticileri hiçbir işe
yaramadıkları gerekçesiyle azledilmeden önce, yaşanan komediye iğrençliği ekleyecek zamanı buldular: "Eğer askerler
diktatörlük yoluyla iktidarda kalmayı düşünüyorlarsa barikatlarda, Hristiyan Demokratları karşılarında
bulacaklardır" gibisinden laflar ettiler.
|
|
Le Monde gazetesi darbenin hemen ardından "11 Eylül askeri darbesi Şili'yi silahlı maceracıların emrinde olan diğer Latin
Amerika uluslarının seviyesine indiren klasik bir "pronunciamento"dur" diye yazdı.
|
|
Burjuva libarelleri, siyasi alana asker çizmelerinin hakim olduğu bir kıtada, Şili'nin demokratik modelinin komşularındaki
siyasi seviyeye
|
|
düşmesinden gizli bir tatminkârlık duyuyorlar. Onlara göre geçmiş, bir şekilde şimdiki durumu yakalıyor; yani çok
cılız olan demokrasi büyük özel çiftliklere (latifundia'lara) ve askeri darbelere (pronunciamentos'lara) yenilmiş oluyor.
|
|
Hayır, yaşlanmış bu toplumun verebileceği en iyi şey Şili'de olduğu gibi bir askeri diktatörlük değildir. Bu onun en
çok bilinen, evrensel yanı: Yani süngülerin iğrençce kullanılmasıdır.Askeri darbe, demokrasiyi yaşayacak erginliğe
ulaşmamış bir toplumun vücuduna yapılan ve tutmayan bir aşı değil, burjuva demokrasisinin başarısızlığının ta
kendisidir.
|
|
Şili'de gerçekleştirilen askeri darbe, kendi iç hesaplaşmaları nedeniyle geliştirilen klasik bir pronunciamento
değildir. Şili'deki darbenin nedeni, uzun süren bir parlamenter rejim ve bunun gölgesinde gelişen işçi hareketinin,
kapitalist sömürünün istendiği gibi çalışmasını engellediği içindir. Kriz şartlarında bu engel -işçi sınıfı-,
yalnızca yönetici tabaka arasında bir siyasi çatışma değil, aynı zamanda burjuvazinin egemenlik aracı ordunun işçi
hareketine karşı amansız ve ölümcül bir savaşına yol açmaktadır. Bu savaş sırasında ezilmesi gereken düşman
işçi hareketidir. Acıma bilmeyen sınıf savaşı, "masum siviller" dahil burjuvazinin toplumsal barış dönemlerinde
kurduğu demokratik kuruluşları bile ezmiştir.
|
|
Şunu iyi kavramak gerekiyor: Askeri çapulcular, Latin Amerika'nın en güçlü ve örgütlü işçi hareketine karşı
amansız bir savaş açtılar ve büyük bir zafer kazandılar.
|
|
Eğer birileri daha önceden zafere giden ordunun yolunu açıp zemini hazırlamamış olsaydı, zaferleri bu kadar kesin
olmayacaktı ve üstelik büyük bir ihtimalle böyle bir kan dökücü seçeneğe başvuramayacaklardı.
|
|
Hiçbir burjuvazi, it sürülerinin dizginlerini tamamen çözüp, onları topluma saldırtıp, toplumsal krizi bildikleri ve
istedikleri gibi çözmesine kolay kolay fırsat tanımaz. En gerici rejimler bile, en azından işçi hareketinin bir
kısmıyla bile olsa işbirliğine başvururlar. Burjuvazinin, devlet ile işçi sınıfı arasındaki tüm muhattapları yok
etmesi, onun için bazı önemli terslikler doğurur. Bunu gerçekleştirebilmek için bir çatışmaya girmesi ve kazanması
gerekir; işte bu konuda burjuvazinin hiçbir garantisi yoktur. Böyle bir çözüm, burjuvazinin en son başvuracağı bir
seçenektir. Yine de burjuvazi, buna kendini önceden hazırlar.
|
|
Şili'deki ekonomik krize kapitalist temellerde çözüm bulmak için önce birçok farklı siyasi çözümlere başvurulmuştu.
Parlamenter demokrasi kötüye gittikçe, farklı liberal siyasi partiler çözüldüler; ardından Halk Birliği (Unita
Popular) denendi ve sonra da askerler tam yetkiyle başa geçtiler. Fakat her seçenekte çözüm bulmak için uygulanan bir
yöntem vardı ve aynı zamanda bir sonraki seçenek için hazırlık yapılmaktaydı. Sonuçta bu seçenekler bir bir denendi
ve en sonunda çok sert bir diktatörlük uygulandı.
|
|
Burjuvazi ilk başta çizmeli uşaklarının Allende'nin cesedini -ve aynı zamanda Meclisi- çiğneyerek iktidara gelmesini
istemiyordu. Fakat ikisini böyle bir seçeneğe hazırlıklı olmaya davet etti. Askerler hazırlık yaptılar. Allende bu
hazırlığa karşı çıkmadı ve kitlelere bunu açıklamak yerine, söylevleriyle gizledi.
|
|
Tüm farklı çözümler sonuç vermeyince, ordu ile işçi sınıfı arasındaki belirleyici çatışma kaçınılmaz hale
geldi. Her ne kadar farklı çözümlerin tarafları son ana kadar çözüm aramış olsalar da, sonuç değişmedi.
|
|
Parlamenter rejimin can çekişmesi
|
|
Şili'de olup bitenler, toplumsal krizin giderek kötüleşmesinin orduya kendi seçeneğini ve siyasi çözümlerini dayatma
olanağı vermiştir. Bu, başka ülkeler için de mümkündür. Şili'deki krizin gelişme nedeni, geri kalmış bir ülkeye
emperyalizmin dışarıdan müdahalesidir.
|
|
Şili'nin ilk sanayileşmesi, ülkenin temel zenginliklerini oluşturan madenler ve özellikle de bakır madenlerinin biri
İngiliz diğeri Amerikan şirketleri tarafından işlenmesiyle başlamıştır. Şili bugün hâlâ tek ürüne dayalı bir
üretim yapıyor ve emperyalizme bağımlı bir yarı sömürge ülke konumundadır.
|
|
Tüm ülke ekonomisi sürekli bir şekilde dünya piyasasındaki bakır fiyatlarının iniş çıkışlarıyla
çalkalanmaktadır. Ülke gelirlerinni yüzde 70'ini oluşturan bakırın yabancı şirketlerin elinde olması, bu
bağımlılığı daha da artırıyor. Bu bağımlılık belirleyicidir; çünkü yabancı şirketler elde ettikleri kârların
tümünü ülke dışına kaçırmadıklarında bile, ülke içerisinde maden işleyen sanayilerde yaptıkları yatırımlar
yoluyla sanayiye tamamen hakim olup, emperyalizme bağımlılığı artırıyorlar.
|
|
Şili burjuvazisi, emperyalizmin ona bırakmak lütfunda bulunduğu dar işkollarında gelişebildi. Ekonominin belirleyici
işkollarında söz hakkı yoktur. Üstelik ulusal pazarın çok sınırlı olmasından dolayı da gelişememiştir. Bu pazar
darlığı hem şehirdeki kitlelerin -özellikle de emekçilerin-, çok düşük olan gelir seviyelerinden hem de kırların
büyük çiftlikler şeklinde örgütlenen ağaların egemenliği altında bulunması yüzünden ekonomi gelişememiştir.
|
|
Üretim nasıl daha adaletli paylaşılabilir? Kapitalist temellere dokunmadan kapitalist yabancı şirketlere nasıl müdahale
edilebilir? Zayıf kapitalist tarım üretimine dokunmadan, büyük tarım çiftlikleri nasıl dağıtılabilir? Toprak
ağalarının zenginliklerie el konulmadan yoksul köylüler pazara nasıl katılabilir? Sayıca güçlü olan ve uzun zamandan
beri mücadele geleneği ve köklü örgütleri olan işçi sınıfı varken, dışa bağımlılığa son vermek için hangi
güçlere dayanmak gerekir? İşte Şili burjuvazisinin içinde çırpındığı sorular bunlardır ve üstelik yeni değildir.
|
|
Son tahlilde Pinochet'nin işçi sınıfı hareketinin ve parlamenter sistemin harabeleri üzerinden atlayıp iktidara
ulaşılması, burjuvazinin cevap bulamadığı bu sorular karşısında sıkışmasından doğan sınırlı manevra
arayışından doğmuştur.
|
|
1964'te Hırıstiyan Demokrat Eduardo Frei'nin büyük bir çoğunlukla Cumhurbaşkanı seçilmesinin ve partisinni 1967'de
genel seçimleri görülmemiş bir şekilde kazanıp Mecliste mutlak çoğunluğu elde etmesinin ardından, burjuvazi can
alıcı iki soruna -bakır madenlerinin devletleştirilmesi (Şilileştirme de deniyordu) ve toprak reformuna-, parlamenter
sistem içinde çözüm bulmaya çalıştı.
|
|
Hassas toplum dengelerinin bozulmamasını isteyen bu çok temkinli ve ılımlı girişimler başarısız oldu. Frei, ABD'nin
dev şirketlerine karşı çıkacak gücü kendinde bulamadığı için onlara tazmınat önermişti. Şili devleti, bu
şirketlerin bir kısmını bile -şirketlerin dayattığı koşullarda-, tazminat karşılığında alabilmek için dış
borçlanmayı artırmak zorunda kaldı. Bu açıdan İsrail'den sonra ikinci devlet konumuna düştü. Ardından ABD
şirketlerinin devasa tazminatlarını ödeyebilmek için, devlet karşılıksız para basarak enflasyonu çok hızlandırdı ve
böylece de bedeli halk kitlelerine ödetti. Ekonomik krizi, toplumsal kriz takip etti. İşçilerin istekleri arttı. Grev
sayısında aniden ve muazzam bir şekilde artış oldu. İşçi sınıfı, burjuvazini ekonomik bağımsızlık siyasetinin
bedelini ödemek istemediği için hareket geçti.
|
|
Kırlarda da aynı sorun ortaya çıkar. Frei'nin iki tarafı da idare etme mantığıyla toprak reformu çizgisinde attığı
bir kaç adım, yoksul köylülüleri tatmin edeceği yerde çılgına döndü. Hıristiyan Demokratlar köylüleri denetlemek
için köylü kuruluşları oluşturdular. Fakat rejimin sunduğu olanaklardan yararlanan köylüler kooparatifler ve sendikalar
kurdular.
|
|
Böylece, sonraları Allende'yi ezecek olan toplumsal güçlerin hareketliliği başlar. Herşey tamamdır. Hatta net bir
şekilde kendini göstermese de, ordunun kendi seçeneğini kabul ettirmek için askeri darbe olasılığını -tehlikesini-
gündemde tuttuğu görülüyordu. Bu olgu, emekçilere ve yoksul köylülere karşı ordunun müdahale etmesi sözkonusu
olduğunda Şili burjuvazisi ve siyasi temsilcileri onun yanında yer aldılar. Örneğin Frei bu amaçla birkaç kez orduyu
yardıma çağırdı. Fakat çatışma Şili burjuvazisiyle ABD emperyalizmi arasında yaşanırken durum daha da
karmaşıklaşır. Üstelik genelkurmayın siyasi durumla ilgili tahlilleri burjuva siyasetçilerin tahlilerinin aynısı da
değildir.
|
|
Çünkü ordu her ne kadar Şili burjuvazisinin, yani egemen sınıfların sömürülenlere karşı bir aracı olsa da,
burjuvaziyi tek efendi olarak görmüyordu. Şili ordusu ABD emperyalizminin nimetlerinden daha çok yararlanıyordu. Şili
dünyada ABD askeri yardımında en çok yararlanan ülkelerden biridir. Şili ordusunun genelkurmayı, subayları para ve insan
ilişkileri bakımından ABD askeri yöneticileriyle sıkı ilişki içindeydi. Aynı askeri eğitimi gördüler, ortak
tatbikatlar yaptılar. Hata bazı kadroları aynı eğitimciler tarafından ve aynı yerde eğitildi. Onlara komünist
düşmanlığı ve burjuva dünyasının en son çaresinin ABD olduğu öğretildi.
|
|
İşte tüm zayıf yönlerini bir arada toplayan cılız Şili burjuvazisinin dramlarından birisi de budur; öz devleti kendi
bildiği siyaseti izliyor ve o, devletine egemen değildir. Bu olgu sadece Şili ile sınırlı değildir ve Şili içinse yeni
bir şey değildir. Geçen yüzyılın sonunda Başbakan Balareceda, Şili'yi emperyalizmin pençesinden -o zaman söz konusu
olan İngiliz emperyalizmiydi-, kurtarmaya çalıştığında, yaklaşık bir yüzyıl sonra tüm orduyu Allende'ye karşı
peşinden sürükleyen deniz kuvvetleri tarafından yok edilmişti.
|
|
"Siyasete karışmaz" diye ün salan Şili ordusu aslında hem gelişen toplumsal muhalefete hem de buna göz yuman
siyasetçilere karşı ve hem de demokratik kamuoyunun oluşturacağı ve sömürülen sınıfların kendilerini ifade
edebilecekleri kurumlara karşı tepki göstermek için Allende'nin iktidara gelmesini beklemedi. Ordu, Hıristiyan
Demokratların çekingen demokratik girişimlerine karşı açıkça tavır koymamış olsa da, kulislerde buna karşı
olduğunu belirtmekten çekinmemiştir. Fakat Tanca alayının ayaklanmasının subaylar tarfından örtbasedilmesi ve hatta
açıkça desteklenmesi bir başlangıç sayılırdı. Kılıç, hem işçi sınıfının hem de parlamenter rejimin kafasının
üzerinde hazır bekliyordu.
|
|
Zıt çıkarları olan toplumsal güçlerin karşı karşıya gelmesi sonucunda parlamenter düzen çatırdamaya başladı.
Hükümetteki ekibin dağılmaya başlaması -ki bu tüm düzenin de dağılmasıydı-, kendini seçim alanına yansıttı.
Genel seçimlerin ardından "30 yıl daha iktiardayız" diye açıklamada bulunan bir HDP yetkilisi, artık seçmen tabanın
kaybetmişti. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hezimete uğraması ise, bir önceki belediye seçimlerindeki eğilimin devamı
olmuştu.
|
|
Halk cephesi ve askeri diktatörlük: Krizdeki burjuvaziye iki çözüm
|
|
HDP adayı Rodamiro Tomic'in cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki yenilgisi, bu partinin yıpranmasının bir deliliydi. İşte,
ancak bundan sonra burjuvazi Allende ve Halk Birliği'nin sunduğu çözümü kabul etti.
|
|
Şili burjuvazisi Allende'nin devletin başına geçmesine şaşmamıştı. Burjuvazi ne anayasasının ne seçim sisteminin ne
de Halk Birliği'nin bir oldu bittisine kurban oldu. Allende'nin seçim zaferi tartışılmazdı. Fakat bu sonuç onun doğrudan
Başkan olması için yeterli değildi.
|
|
HDP'nin çöküşünden sonra -bu daha önceden belliydi-, farklı çözümler ve planlar hazırlanmıştı. Fakat bu
olasılıklar gerçekleşmeden son buldu. HDP kendi içinden bir "sol" kanat yaratıp onu öne çıkartmış fakat bu da imaj
tazelemeye yetmemişti. Sağcı bir siyasetçi olan Alessandri'nin, seçimlerde partiler üstü bir Bonaparte olma girişimi de
başarsız olmuştu. Ne Alessandri'nin babasının eski bir cumhurbaşkanı olması ve devletin üst düzeylerinde birkaç yıl
görev yapmış olması ne de seçim kampanyasında her telden çalmış olması bir sonuç vermedi. Çünkü Bonapartlar
sipariş üzerine oluşmazlar.
|
|
Alessandri'nin ne olduğu açıkça ortaya çıktı: Hiçbir becerisi ve etkisi olmayan, onun için yaratılmak istenen
şöhretin yükselmeye başlamasının ilk aşamasında çökmesiyle, seçimlerde ancak yüzde 34.9 oy alarak Allende'nin
gerisinde kalmıştı.
|
|
Seçimlerde kimse mutlak çoğunluğu elde edememişti. Artık söz, solun azınlıkta olduğu meclise aitti. Matematik açıdan
Alessandri mecliste çoğunluğu elde edebilirdi. Fakat gündemde olan açık meclis oyunları değildi. Hatta Alessandri'nin,
önce meclis tarafından seçilmesi ve hemen ardından istifa edip yeniden seçimlerin yapılması ve bu defa sağın Frei'in
etrafında birleşerek kesin bir şekilde kazanma önerisi bile kabul görmüyordu.
|
|
Onlara göre çözüm artık meclis çerçevesindeki pazarlıkları aşmıştı. İşçi sınıfını ya evcilleştirmek ya da
ezmek gerekiyordu.
|
|
Sağ da dahil, burjuvazinin hizmetinde olan siyasetçiler onun için gerekli seçeneği yaptılar: Allende denenmelidir.
|
|
Şili Komünist Partisi'nin de katıldığı bir sol partiler koalisyonunun Allende başkanlığında hükümet olmasını kabul
etmek aynı zamanda belirli bir siyaseti de kabullenmekti. Tabii ki bu, yine de burjuvaziye hizmet etmesine rağmen sıradan bir
siyaset değildi. Bu siyaset reformist, sosyal demokrat veya Stalinist örgütler tarafından işçi sınıfının
evcilleştirilip, ona dayanarak sermayenin çıkarlarını savunmak için örgütlü işçi hareketini tamamen devlet
aygıtlarına bağlamaktır.
|
|
Bu siyaset gelecek için iki seçenek sunuyordu: Ya sol, kitleler seviyesindeki itibarını ve işçi hareketinin militan ve
özverili kadrolarını kullanarak emekçilere, yoksul köylülere, evsiz barksızlara ve tüm halk kitlelerine gereken
fedakarlıkları kabul ettirecektir; ki bu durumda burjuvazi -ek bir ikramiye olarak- dizginlenmiş ve evcilleştirilmiş
kitlelerin gücünü kullanarak ABD emperyalizmine karşı daha az bağımlı kalacaktır. Ya da sol yıpranıp işçi
sınıfının moralini bozacak, onun tepkilerini azaltacak, direnme gücünü zayıflatacak ve sonuçta da işçi sınıfının
toplumdaki diğer sınıfların gözünden düşmesine yol açıp, işçi hareketinin toplumsal krize çözüm getirmekten aciz
olduğu göstermeye yarayacaktır.
|
|
Halk Birliği, yani işçi hareketinin evcilleştirilmesi ya da işçi hareketinin tamamen yok edilmesi; işte derin bir
toplumsal krizle karşı karşıya kalan burjuvazinin son kozları bunlardır. Burjuvazi diğer çözümlerin
başarısızlığı nedeniyle ve başka seçenek görmediği için ilk seçeneği kabul etmişti ve ordu ile aşırı sağa da
ikinci seçeneği hazırlama fırsatını tanıdı.
|
|
Halk Birliği askeri diktatörlüğün zeminini hazırladı
|
|
Aşırı sağ ve ordu sürekli bir şekilde kendi çözümlerini hazırladılar. Bunu Frei yönetimde de yapıyorladı. Allende
döneminde de devam ettiler. Ordu genel kurmayı Allende'nin iktidara gelmesini engellemedi, fakat belirleyici bir siyasal rol
oynayacağını bildiği için solun ve onunla birlikte tüm parlementer rejimin yıpranmasını bekledi. Aşırı sağ ve ordu,
yaşanan son deneyimler itibarıyla örgütlü bir işçi hareketi ile kapitalist sömürünün varlığını sürdürebilmesi
arasında bir uyuşmazlık olduğunu düşünüyordu. Ordu genelkurmayı, örgütlü işçi hareketinin kesin bir şekilde
ezilmesini asli görevi kabul ediyordu. Burjuvazi ise ona görevin ne olduğunu gösterdi ve gereken imkanları sağladı. Bunu
yapmak için en uygun zamanı seçmek ise genel kurmaya kalmıştı.
|
|
Derinden gelen darbe hazırlıklarının yankılarından herkes haberdardı. Allende de bundan haberdardı. Fakat bu iki rakip
-farklı iki sınıfı temsil ettiklerinden dolayı değil-, farklı iki seçeneği, yani birisi askeri çözümü temsil
ettiği için diğerini dışlıyordu ve de galip gelme şansları eşit değildi. Ordu ve özellikle aşırı sağ hiçbir
çekincesi olmadığı için en iğrenç yöntemlere baş vurmaktan çekinmiyordu. Allende için durum aynı değildi.
|
|
Allende burjuvazinin sorumlu bir politikacısı olduğu için yapabileceği tek şey saldırıları bekleyip, her saldırı
yapıldığında karşı koymaya çalışmaktı. Bir ön tedbir olarak orduya karşı radikal bir şekilde harekete geçemezdi,
çünkü ordu, onun dayanak noktası idi ve burjuvazinin kaburga kemiğini oluşturuyordu. Aşırı sağa da saldıramazdı,
çünkü aşırı sağ, krizin çok büyük boyutlara ulaştığı bir ortamda Şili burjuvazisinin son yedek gücü idi.
|
|
Allende patlamaya hazır bir yanardağın üzerinde sihirbazlık yapmaya çalışıp mümkün olmayını yapmaya
çalışıyordu: Şili burjuvazisinin çıkarlarını en iyi savunan siyasetin kendi siyaseti olduğunu burjuvaziye kabul
ettirmeye çalışıyordu.
|
|
Can alıcı olan toprak reformu konusunda Allende'nin "Şili usulü" diye adlandırdığı siyaset ile Frei siyaseti arasında
bir fark yoktu. Her ne kadar Allende, Frei'nin sahip olmadığı örgütlü işçi hareketine sahip olmuşsa da, siyaseti
Frei'ki kadar korkaktı. Bu korkaklık kişisel değil sınıfsaldı: Şili burjuvazisini temsil eden siyasetçilerin tümü -en
radikal olanlar dahil- ABD emperyalizmine herhangi bir konuda karşı gelmekten korkuyorlardı.
|
|
Halk Birliği hükümeti, mecliste Hristiyan Demokratların ve tüm sağın desteğiyle bakır madenlerini devletleştirme
kararını aldı ve diğer belirleyici sanayi kollarının denetimini ele geçirmeyi amaçlıyordu. Fakat Allende, ABD
emperyalizmiyle uzlaşma siyasetini güttüğü için -ki Allende iktidarda olduğu dönem hep bunu yapmıştır-,
devletleştirmeden etkilenen sadece "ulusal" kapitalistler olmadı; birçok ABD şirketine çok büyük tazminatlar ödendi.
Yabancı hissedarların denetledikleri veya payları olan şirketlerin hisseleri satın alındı. Hatta hükümetin tazminat
karşılığı satın almayı kabul etmediği bakır madenlerine bile -çünkü hükümetin de hatırlattığı gibi bu
madenlerden yabancı şirketler değerlerinin birkaç katı kâr elde etmişlerdi- el konulmamıştı; hükümet böyle birşeye
karşı olduğunu hatırlatıp ABD maden şirketlerinin eski borçlarını bile üstlenmişti.
|
|
Çok övündükleri devletleştirmeler bile, ABD'ye karşı çıkıp elde edilen bir zafer değildir; onunla uzlaşarak, yani
Şili devletinin bir milyar dolar gibi büyük bir tazminat ödemesi sonucunda (ki bunun 735 milyonu sırf Anaconda ve Kennecott
isimli ABD bakır şirketlerine ödenmişti) gerçekleşmiştir.
|
|
Anlamlı bir karşılaştırma örneği vermek gerekirse 1 milyar dolar 1970'de tüm özel sektör çalışanlarına ödenen
ücretlerin tam iki katıdır. Bu örnekte Halk Birliği'nin iki yüzü açıkça ortaya çıkıyor: Emperyalizme ve emekçilere
karşı olan yüzü.
|
|
Burjuvazinin kilit sanayileri denetlemek için harcadığı paralar dış borçları daha da artırıp enflasyonu
hızlandırmıştır. Halk Birliği hükümeti, Frei hükümetinden de beter bir şekilde, faturayı emekçilere ve küçük
burjuvaziye kesti.
|
|
Tabii ki, enflasyon esas olarak geçmişteki hükümetin mirasıydı. Fakat Allende'nin uyguladığı ekonomik siyaset, yani
aldığı veya almak istemediği bazı kararlardan dolayı enflasyonu azdırdı.
|
|
Devletleştirilen şirketlere tazminat ödendi, semayelerini ülke dışına kaçıran burjuvalara karşı hiçbir önlem
alınmadı; büyük çiftliklerin (latifundiya) -ama sadece 40 hektardan fazla olanlar- toprak reformu çerçevesinde
dağıtıldı; fakat sanayi aletleri ve hayvanlar konusunda önlem alınmadığı için, bu malların sahipleri bunları ülke
dışına kaçırıp tarım ürünlerinde kıtlık yarattılar.
|
|
Tüm bu enflasyon nedenlerine ek olarak da ABD baskılarını artıtıp uluslararası finans kuruluşlarının Şili
hükümetine kredi vermemesini dayattığı için mali kriz de çok hızlandı: Temmuz 1972 ile Temmuz 1973 arasındaki
enflasyon yüzde 340'a çıktı.
|
|
Enflasyon emperyalizme karşı olan korkaklığın ve onun da ötesinde hükümetin ekonomik siyasetinin sınıf kararterini -ki
bu da hızlı bir şekilde siyasi hayatın köşe taşını oluşturacaktır-, ortaya koyuyordu. Çünkü enflasyon tarafsız
bir olgu değildir. Toplumun farklı sınıflarını ve tabakalarını aynı şekilde etkilemiyor. Enflasyon kurbanı olan
kitlelerin yaşam şartlarının kötüleşmesi karşısında demagoji ve büyük lafların fazla etkisi olmuyor. Allende
deneyiminin ilk başlarında -en iyi şekliyle- seyirci kalan küçük burjuvalar, esnaf, zanaatkarlar, küçük işverenler
Halk Birliğinin siyasetini değerlendirmek için kasalarındaki gidişata bakıyorlardı. Gerçek gelirlerinin gittikçe
eridiğini görünce ve hükümetin bulantıcı uygulamalarına tabii tutulunca tepeleri attı. Çılgına dönen küçük
burjvalar Halk Birliği'ne ve onun da ötesinde işçi hareketine karşı tavır aldılar. Çünkü hükümet kararları -ki bu
kararlar açıkça orta sınıfların çıkarlarını baltalıyordu-, işçi sınıfı namına alıyordu. Artık bundan böyle
bir sınıf, küçük burjuvazi tümüyle sola karşı tavır almıştı ve bu da sağ için bir malzeme oldu.
|
|
Enflasyonun kurbanı olan emekçilerin de bazen tepkileri çok şiddetli olmuştur. Fakat hükümette olan işçi liderlerinin
yürüttükleri siyaset işçi sınıfı adına yapıldığı için genelde işçi sınıfı şaşkınlığa düştü ve hatta
aciz kaldı.
|
|
Allende hiçbir çözüm üretemeyip bir sürü sorunlarla karşı karşıya kaldı. Aşırı sağın yönettiği küçük
burjuvazi, grevlere ve sert eylemlere baş vurunca Allende paniğe kapılmış bir zavallı oldu.
|
|
Artık Allende'nin siyasetinin iflas ettiği açıkça ortaya çıkmıştı. Fakat buna rağmen ümitsizliğe kapılmış bir
şekilde burjuvaziye ve orduya utanç verici bir şekilde yalvarmaya başladı.
|
|
Askerlerin Allende hükümetine katılmasından itibaren ve de gürültülü bir şekilde ayrılmalarına kadar -bu arada
yaptıkları başarısız darbe girişimleri hatırlanmalıdır-, Allende düşüşe doğru gidiyordu. Bu düşüş
kaçınılmaz bir şekilde askeri darbenin akıttığı kanlar içerisinde mi gerçekleşmeliydi?
|
|
Allende'nin öldürülmesinden bir gün önce bir referandum önerisinde bulunduğunu biliyoruz. Krizden parlementer çerçevede
bir çıkış yolunu amaçlıyordu. Çünkü Cumhurbaşkanlığı seçimlerine daha çok zaman vardı. Eğer yapılacak olan bu
referandumda Allende kazanmış olsaydı, yeni bir otoriteyle devam edebilirdi. (İşte belki de ordu bu olasılığı
engellemek istedi). Allende eğer başarısız olsaydı, bu vesileyle siyaset sahnesini terk edip parlementer yolu tıkamamış
olurdu. Burjuvazi, işçi sınıfının yeteri kadar moral bozukluğuna uğramamış ve Sol'un da yeteri kadar yıpranmamış
olduğuna kanaat getirdiği için mi, Allende'nin boynu bükük bir şekilde hükümetten ayrılmasını istememişti?
|
|
Belki de ordu, örgütlü işçi hareketinin kökünü kazımak ve bu vesileyle de parlementer düzene son vermek için kendi
başına karar verip bu kararını burjuvaziye dayatmıştır? Yani başka bir deyişle yeniden bir defa daha tarihte askeri
güçler burjuvaziyi ona rağmen kurtarıp bu fırsatla siyasi iktidarı ele mi geçirdiler?
|
|
Sonuçta bu sorulara verilecek olan cevaplar talidir. Kesin olan şudur ki, ordu Frei iktidarı döneminden beri kriz
karşısında burjuvaziye kendi siyasetini, yani çözümünü -ki bu da tüm işçi örgütlerinin ve parlementer aygıtların
yok edilmesi demektir- dayatıyordu. Kesin olan başka birşey de şudur: Her ne kadar da solun iktidara gelmesi askeri darbenin
temel nedeni olmasa bile -Arjantin'li Peron, her ne kadar da Musolini hayranı da olsa, yarın, eğer denetlediği sendikalar
aracıyla işçi sınıfını dizginleyemezse askeri darbeyle devrilebilir-, iktidara gelen sol, işçi sınıfının moralini
bozup ve de diğer halk kitlelerini ona karşı düşman duruma getirdiği için ordunun müdahalesine gereken azami şartları
oluşturmuştur.
|
|
Emperyalizm karşısında askeri rejim
|
|
Allende iktidarı Şili burjuvazisinin ABD emperyalizmi karşısında biraz daha bağımsız davranabilmesini sağlamak
istiyordu. Fakat Şili burjuvazisi için, sömürdüğü sınıflara karşı iktidar aracı olan kendi ordusu -en azından genel
kurmay seviyesinde- Allende ve Frei gibi "sivil" siyasetçilerden çok daha fazla emperyalizme bağlıydı. Bu olgu aslında
tüm geri kalmış ülkelerdeki burjuvazilere ait bir olgudur. Çünkü emperyalizm ve kendi sömürülen sınıflar, örs ile
çekiç arasında sıkışmış gibidirler.
|
|
Ulusal burjuvazinin kendi sömürülen sınıflarına karşı iyi donatılmış, iyi eğitilmiş güçlü bir orduya ihtiyacı
vardır. İşte emperyalizm ona bu amaçla yardım ettiğinde bile, bunun bir karşılığı vardır. ABD emperyalizmi sadece
askeri yönden iyi yetişmiş kadrolarla yetinmez, aynı zamanda da bunları kendine çok sadık kılar. Geri kalmış
ülkelerdeki ordu hem burjuvazinin hem de emperyalizmin sömürülenlere karşı bir baskı aracıdır. Fakat çoğu zaman da
emperyalizmin yerli hakim sınıfları da denetleme aracıdır.
|
|
Şili askeri cuntası burjuvaziyi "kaostan" kurtarmıştır. Fakat aynı zamanda ilk yaptığı şey devletleştirilmiş olan
Amerikan şirketlerine tam tazminat ödemek ve "marksist örgütleri" yok edip emperyalizm karşıtı siyaset öneren tüm
güçleri susturmak olmuştur.
|
|
Parlementer hayatın var olmadığı geri kalmış ülkelerde toplumsal ve siyasi çekişmelerin hiçbir demokratik ifadesi
olmadığı için çoğu zaman bu olgu ordunun içerisinde yaşanıyor.
|
|
Şu anda Şili devleti yalnızca ordu tarafından temsil edildiği için, hiçbir toplumsal tabanı yoktur. Ordu iktidarı
hiçbir şekilde paylaşmak istemediği için, muhalefet olabilecek tüm toplumsal güçleri yok etmektir. Şimdi ordu için
gündemde olan gülümsemeler değil katliamlardır. Hatta bu onun darbesini alkışlayan orta sınıflar için de geçerlidir.
Askeri cunta sadece Washington'nun hoşuna gitmek için gayret sarfediyor.
|
|
Önümüzdeki dönemde işçi hareketi tehlikesi gündemde olmayacağı için rejim istikrara kavuşup toplumda destek
noktaları bulacaktır. Ordu kaçınılmaz bir şekilde yerli büyük ve küçük burjuvazinin toplumsal dayatmalarıyla
karşılaşacaktır. Bu dayatmalar karşısında ne kadar duyarlı olacaktır ve burjuvazinin emperyalizmden farklı olan
çıkarlarını nasıl ifade edecektir? Ordunun yönetimi -daha önce bazı Latin Amerika ordu yönetimlerinin yaptıkları
gibi- Allende gibi ABD'den uzaklaşma siyasetine doğru mu gidecektir? Yoksa cunta veya onun devamı bu defa, daha bağımsız
bir siyaset hedefleyen klasik bir askeri darbe sonucunda iktidardan uzaklaştırılıp yerine ordunun ve devletin başına
başka kişiler mi gelecektir?
|
|
Bugün bu sorulara cevap vermek mümkün değildir. Sonuçta ulusal burjuvazinin şu andaki tek seçeneği, ABD ile olan çıkar
çelişkilerinde bile ordunun ona olumlu yaklaşmasını ümit etmektir.
|
|
Burjuva devletinin yıkılması emekçiler için bir ihtiyaçtır
|
|
Allende başarısızlığını hayatıyla ödedi. O sorumlu bir burjuva siyasetçisi olarak yaptığı siyasi seçeneğin
tehlikelerini biliyordu ve buna bilinçli bir şekilde karar verdi. Fakat yarattığı umutlar ve hayaller, salt ona güvenme
suçunu işleyen binlerce emekçinin de hayatına mal olmuştur.
|
|
Binlerce emekçi, sosyalizmin barışçıl yoldan, yani salt seçimlerle solcuları iktidara getirmekle mümkün olduğuna
inandıkları için bunun bedelini hayatlarıyla ödediler.
|
|
Bu yol sosyalizme götürmediği gibi hiç de barışçıl olma olanağına sahip değildir. Emekçiler kavgaya hazır
olmadıklarında bile, burjuvazi kavga için hazırlanıyor. Burjuvazi paraya acımadan baskı için gerekli olan, örgütlü ve
yetenekli kadrolar yetiştiriyor. Burjuva siyasetçileri gerektiğinde işçi sınıfının güvenini kazanmak için demagojiden
çekinmiyorlar. İşler ciddileşince korkakça davranıyorlar, ama bu onlar için önemli değildir, çünkü kriz
koşullarında belirleyici olan onlar değildir. Bu siyasetçiler ister bakan, ister devlet Başkanı olsunlar, birer süsten
ibarettirler; çünkü esas iktidar onların ellerinde değildir. Gerçek iktidar seçimlerin belirsiz kaderinde değil, baskı
organlarını oluşturan genel kurmay üyelerinin ellerindedir.
|
|
Eğer emekçiler sosyalizme giden yolu açmak istiyorlarsa işte bu kişileri ve bu aygıtı zararsız hale getirmelidirler.
|
|
|